Free Web Hosting Provider - Web Hosting - E-commerce - High Speed Internet - Free Web Page
Search the Web

Sualtı Fizyolojisi
  Up Nefes Tutma Barotravma

 

 

SU ALTI FİZYOLOJİSİ

 

Dünya üzerinde doğa ve çevreye uyum sağlamış bir çok yaşam formu vardır. Bu yaşam formlarından birisi de insanoğludur. İnsanoğlunu diğer yaşam formlarından ayıran en önemli özelliklerden birisi ise onun bilgi üretme yeteneği ve ürettiği bilgiyi teknolojiye çevirebilme ve kullanma özelliğidir. Bu özelliği ile çevre uyumu konusunda bütün yaşam formlarının doğuştan gelen uyum yetenekleri ile hapsoldukları ve yaşamlarını sürdürdükleri çeşitli ortamlar gibi karada yaşamasına yetecek fizyolojisiyle doğasına direnç gösteren insan türü roketler icat edip uzaya gitmiş, bir takım cihazlarla okyanusun derinliklerine inmiştir. Eğer insanoğlu kendi fizyolojisine bu cihazları ekleyecek bilgi ve teknoloji üretimini gerçekleştirmemiş olsaydı bu çevrelerin keşifleri yapılamayacaktı. Uzay ve denizlerin derinliklerinde yaşantısını devanı ettirme isteği elbette ki insan türünün daha çok bilme ve üretme isteğinin sonucudur. Ancak bu iki keşfi gerçekleştirmede kullandığı mantığa bakılırsa aslında aynı basit yöntemi kullandığı görünür. Buna göre zayıf vücudunu yeni çevreye uyum sağlamak için zorlamak ve uzun süreler evrimin gerçekleşmesini beklemek yerine onu izole ederek korumuş daha doğrusu teknolojisini kendi zayıf fizyolojisini korumak için kullanmıştır. Böylece sualtına inen ve uzaya çıkan insan fizyolojik adaptasyondan çok mental adaptasyona ağırlık verebilmiştir.

Fizyolojik adaptasyon gereği hiçbir zaman sıfıra inmemiştir ve insan fizyolojisinin yeni çevre şartlarındaki tepkilerinin iyi bilinmesi bir zorunluluktur.

Bu bölüm insan fizyolojisinin sualtı ortamındaki tepkilerini daha iyi anlamak için yıllardır yapılan binlerce çalışmanın bir özeti şeklindedir. Daha ileri bilgi düzeyleri için üretimine içgüdüsel olarak devam eden insanoğlu şu anda sahip olduğu bilginin pek yakında çok daha ilerisine ulaşacaktır.

Hücre organizmanın en küçük parçasıdır ve bu hücrelerin binlercesi birleşerek dokuları, dokular birleşerek organları, organlar birleşerek sistemleri, sistemler ise birleşerek insan organizmasını yani mükemmeli oluşturur. İnsan organizması ve fonksiyonları kompleks bir yapı gibi görünse de çok kolay anlaşılabilir bir sistemi vardır. İnsan vücudunda binlerce basit hareket ve olay aynı anda ve birlikte oluşur, bu insan organizmasının mükemmel mekanik ahengini ortaya koyar.

Şu an birçok doktor ve fizyolog dalış fizyoloji ismi, dalış ortamının insan üzerindeki etkilerini ve yanıtını, hatta oluşabilecek ve oluşmuş problemlerin dalgıca ne gibi etkileri olacağını araştırmaktadırlar.

Bu bölümde, HÜCRE ve İÇ ÇEVRE, VÜCUT SİSTEMLERİ, SOLUNUM VE DOLAŞIM, DOLAŞIM SİSTEMİ, SOLUNUM SİSTEMİ, OKSİJEN TÜKETİMİ ve DAKİKADAKİ SOLUNUM HACMİNİN ÇEŞİTLİ ÇALIŞMA DURUMLARINDAKİ DEĞERLERİ, DALIŞLARDA SOLUNUM PROBLEMLERİ hakkında genel bilgiler bulacaksınız.       

HÜCRE ve İÇ ÇEVRE              

 İnsan vücudu milyonlarca küçük hücreden oluşmuş, karmaşık bir organizmadır ki bu hücreler sizinde bildiğiniz gibi mikroskop altında görülürler. Hücreler, yiyecekleri oksijeni yakarak, CO2, su, artık ürünler ve enerji üretirler. Böylece besin maddesi, O2 ve diğer kimyasal ihtiyaçlar karşılanırsa hücreler yaşamlarını idame ettirebilirler, yine bunun için CO2 ve vs. atık gazların dışarı atılması, gaz basıncı, asidite ve vücut ısısı dengesinin korunması gerekir. Hücreler günlük aktiviteleriyle vücuttaki yaşamsal olayları devam ettirme yeteneğindedirler.

Vücudun dokuları birçok hücrenin birleşmesiyle oluşur, bunlar yaşamı mümkün kılacak şekilde organ ve sistemleri yaparlar. Doku sıvısı ( İnterstiyel Sıvı ) her hücrenin çevresindedir ve bunlardan gelen son ürünlerle, onlara gerekli materyelleri taşır. Bu iç çevre koşulları altında vücut işlevlerini normal olarak sürdürür.

Dış çevrenin etkileri altında vücut küçük düzenlemelere gider, iç çevredeki ahengin düzenlenmesi için hemen bütün organ ve sistemler buna yardım eder. Kalp, vücudun bütün bölümlerine kan pompalar, kanın içinde erimiş olan materyal ve gazlar dokularda değişime uğrar, akciğerde aşırı CO2 yi temizleyerek, O2 nin dokulara gidişini sağlar. Sindirim sisteminde parçalanan besinlerde kan ile taşınırlar. Boşaltım sistemi de kandaki atık maddeleri böbrekler vasıtasıyla atar. Yine vücutta aşırı ısı oluşması, derideki kan damarlarındaki genişleme sonucu, hava ile olan evaprosyon ve terleme sonucu önlenmeye çalışılır. Bu çok önemli olayların direkt denetimi beyin, sinir sistemi ve bazı değişik bezlerin denetimindedir.

 Sualtı fizyolojisi, normal kuru çevreden epeyce farklıdır. Bir dalgıç bu konularda bilgili olmak gerekmektedir, aynı zamanda çalıştığı ekipte bilgili olmak zorundadır.      

Bu durumlar, her nekadar solunum olayını ilgilendirirse de, vücut dış çevreye bütün sistemleriyle adapte olur. Bir dalgıcın bilgili olması, kendi sağlığının korunması açısından önemlidir.          

VÜCUT SİSTEMLERİ   

Vücut sistem ve organizasyonlarının özel işlevleri vardır. Şeklimizde değişik organların lokalizasyonları gösterilmiştir.

İskelet Sistemi : 

Bu sistem vücudu çevreleyen, yaşamsal organları koruyan ve organizmanın dış etkilere karşı dayanıklılığını arttıran kemik sistemidir. Kas sistemi ise organizmaya hareket sağlar. Bazı kaslar istemlidir, bu kasların hareketi isteğimize bağladır. İstemsiz kas hareketleri ise isteğimiz dışında oluşur ( Kalp, Mide vs. )

Sinir Sistemi : 

Beyin, Omurilik ve karmaşık yapılı sinir ağlarından oluşur. Diğer sistemlerin işlevlerini koordine eder. En küçük birimi nörondur. Özel yapıları olan nöronlar, beyin ile dokular arasındaki bilgi alışverişini sağlar. Bu alışveriş nöronlar aracılığı ile elektro kimyasal dalga nakliyle oluşur. Bu iletişim hızı 150 feet/sn. dir. İnsan vücudunda ortalama 10 milyar nöron vardır bunların en küçükleri mikroskobik en büyükleri ise vücudu boydan boya dolaşacak uzantılara sahiptirler.

Sindirim Sistemi : 

Bu sistem, mide, ince ve kalın barsaklar, tükürük bezleri, pankreas, karaciğer ve safra kesesinden ibarettir. Yiyecekleri hücreler tarafından kullanılır hale getirir. Kimyasal ve bakteriyolojik değişikliklerle yiyecekler aminoasit, su, şeker gibi temel maddelere dönüştürülür. Daha sonra kana geçen bu temel maddeler dolaşım sistemi vasıtasıyla hücrelere ve dokulara taşınır.

Boşaltım Sistemi : 

Boşaltım sistemi böbrekler, üreterler, mesaneden oluşur ve metabolizma sırasında ortaya çıkan atık maddelerin atılımından sorumludur. Vücut fonksiyonlarının devamı için hücrelerden atık maddelerin atılması lazımdır. Katı ve sıvı atıklar kan içinde erimiş olarak taşınırlar ve böbreğe ulaştırılarak filtre edilirler. Bu atıklar üreterler yoluyla mesaneye geçerek, belli aralıklarla mesanede idrar olarak depolanıp, periyodik olarak vücuttan atılırlar.

Endokrin ( İç Salgı ) Sistemi : 

Endokrin sistem hipofiz, troid, perotroid, böbreküstü bezi, pankreas, testis veya overlerden oluşur. Çeşitli bezler, kimyasal mesajlar salgılayarak, büyümeyi düzenler, seksüel gelişmeyi, üremeyi, metabolizmayı, kan damarlarının ve hava yollarının gevşeyip daralma özelliklerini, şeker, kalsiyum metabolizmasını düzenler.

Dolaşım Sistemi : 

Dolaşım sistemi kalp, arter (atardamar ), ven ( toplardamar ) ve kılcal damarlardan meydana gelir. İşlevi O2 ‘yi, besinleri, hormonları vücudun bütün hücrelerine taşıyıp, oradan CO2’yi ve atık kimyasal maddeleri alıp uazaklaştırmaktır.

Solunum Sistemi : 

Solunum sistemi, akciğerler ve akciğerlerle ilgili hava yollarından ibarettir. İşlevi O2 alıp CO2 vermektir.

 

SOLUNUM ve DOLAŞIM 

Her hücre yaşamını sürdürmek, büyümek ve fonksiyon görmek için enerjiye ihtiyaç gösterir. Bu enerji, besinlerin yanması sonucu elde edilen enerjidir, oksidasyonla elde edilir. Bunun için de O2' ye gerek vardır. Solunum, olayı esnasında O2 ve CO2 yer değiştirirken, enerji ve su oluşur.

Solunum olayı 6 önemli evre içeren bir ana zincirdir;  

1. Taze hava ile akciğerlerin dolması ( soluk alma ) 

2. Akciğerlerde gaz değişimi 

3. Kan ile gazların taşınması 

4. gazların kan ve doku sıvısı arasında değişimi 

5. Doku sıvısı ve hücreler arasındaki değişim 

6. hücrelerde gazların kullanım Ve üretimleri (metabolizma) 

Vücuttaki milyonlarca hücreden çok azı direkt olarak yüzeysel O2 değişimi olanağına sahip olduğundan, gaz alışverişi difüzyon  yoluyla değil, dolaşan kan yoluyla olur.

Solunum sistemi, nefes alma, akciğerlerde O2 alışverişi, O2'nin tüm vücut dokularına taşınması ve atık gazların dışarı atılması işlemlerini içerir.

Soluk almayı sağlayan organlar, nefes borusu, akciğerler, göğüs kafesi ve diyaframdır. Akciğerler, alveol denilen kanın O2 alışverişini sağlayan küçük odacıklardan oluşur. Bu odacıkların sayısı her bir akciğerde ortalama 300 milyon kadardır.

DOLAŞIM SISTEMİ :

Dolaşım sistemi, kapalı bir tüp sistemidir, akciğer ve doku kılcal damarları, kalp, atardamar ve toplardamarlardan oluşur

Yeterli bir gaz difüzyonu olması için, geniş bir yüzeye gerek vardır, buralarda görev yapan ince duvarlı küçük damarlar kapiller (kılcal damar ) olarak adlandırılır. Vücudun bütün bölümleri kılcal damar şebekesi ile bağlantılıdır. Akciğerlerde, kılcal damarlar ince hava kesecikleri ( alveoller ) etrafında dolanmaktadırlar.

Kan damarlarının en, büyüğü 2-2,5 cm..çapında en küçükleri ise bir saç kılının 1/l0' i kadar ince kılcal damarlardır. Damarların en kalını Aort kalpten çıkarak vücutta bir müddet yol aldıktan sonra daha ince atardamarlara (temiz kan taşıyan damarlar) bölünür. Bu damarlarda tekrar tekrar bölünerek kılcal damarları oluşturup vücudun tüm hücrelerine yayılırlar. Dokulara O2 taşımış ve atık gazlarla yüklenmiş olan kirli kan, toplardamar şebekesiyle tekrar kalbe döner.

İnsan kalbi yan yana iki pompadan oluşur. Sağdaki pompa ana toplardamardan gelen kirli kanı akciğerlere pompalar, akciğerlerde temizlenen kan kalbin sol pompasına gelir ve buradan aort kanalıyla vücuda pompalanır. Kalbin her bir pompası, iki bölüme ayrılır. Bu bölümlerden yukarıdakilere “kulakçık'” aşağıdakilere “karıncık” denir. Bunlar arasında kapakçıklar vardır ve bu kapakçıklar pompalama işlemi sırasında kanın ters bir yönde akmasını önlerler.

Kan, insan vücudunda sürekli dolaşıp, devir daim eder. Kanın, bir damlası kılcal damardan ayrılıp kaslara veya diğer organlara gittiğinde O2 nin önemli kısmını kaybeder ve CO2 ile yüklenir. Bunlar toplardamarlara geçerler ve oradan da üst ( göğüs bölgesi ) ana toplardamarına aktarılırlar. ( vena cava ) Buradan sağ kulakçığa akan kan oradan da sağ karıncığa geçer. (tricuspid kapağı ) geçtikten sonra. Kalbin gelecek kasılmasında, kan pulmonik kapaktan geçerek pulmoner atardamara ulaştırılır. Akciğerlerde, kan hava ile temasa geçer.  Bu temas esnasında oluşan difüzyonla aşırı CO2 yerini taze O2'ye bırakır, ardından kan kalbe pulmoner venöz sistemle geri döner ve sol kulakçığa girer. Sol karıncığa geçtikten sonra da (Mitral valf aracılığıyla) ana atardamar olan aort ile sistematik dolaşıma yollanır.

Kanın İçeriği  ( Kan Kompanentleri ) : 

Kan dört ana bölümden oluşur. % 50 sini plazma, % 45 Alyuvarlar, % 5 Akyuvarlar ve trombositler.%92’ si sudan oluşan sarımsı renkli plazma alyuvarları akyuvarları ve diğer özleri taşır. Bu özler erimiş besin maddeleri, hormonlar ve eriyik gazlardır. Kanda bulunan ortalama 25 trilyon alyuvar oksijeni dokulara, CO2' ide akciğerlere taşır. Alyuvarlara kırmızı rengi veren Hemoglobin, demirce zengin bir kimyasal maddedir ve oksijenle ani fakat çabuk çözünür bir bileşik yapar. Hemoglobin, O2 ile birleştiğinde parlak kırmızı bir renk alır. Oksijeni vücut hücrelerine bırakan kandaki hemoglobinin rengi mavi ye yakın koyu kırmızıya dönüşür.

    Karbondioksit kanda iki yolla taşınır;  Dokular tarafından kana yüklenen karbondioksitin yarıya yakın kısmı plazmada erir. Geri kalan kısmı ise hemoglobinle zayıf bir bileşik yaparak akciğerlere taşınır.

    Akyuvarlar, vücudun yabancı bakterilere karşı savunma mekanizmasıdırlar. Normal koşullar altında kanda her 700 al yuvara karşı bir akyuvar vardır. Ancak herhangi bir enfeksiyon sırasında vücut akyuvarları o kadar hızlı üretir ki birkaç saat içinde akyuvar sayısı normalin iki katına çıkabilir.
Kandaki üçüncü tip hücre olan trombositler ( Plateletler ) kanın pıhtılaşmasını sağlar.

    Kan Basıncı : 

Vücuttaki kan miktarı normal koşullar altında fazla değişmez, dolaşan kan hemen hemen her zaman aynıdır. Bununla birlikte dolaşan kanın oranı, dokuların gereksinmesine bağlı olarak değişir. Fiziki egzersiz sırasında kalbin, pompaladığı kan hacmi, gereksinmeye dayanarak istirahatın birkaç katı artar.

    Kan basıncı ( tansiyon ) kalbin her sıkışması sonucu vücuda bir miktar kan gönderilir. Kalbin kana ( damarlara ) uyguladığı bu basınca, kan basıncı ya da tansiyon denir. mmhg cinsinden ölçülen kan basıncı kalbin sıkıştırması anında en fazla ( sistol ) duraklaması sırasında ise en düşüktür ( diastol ). Genç bir insanda büyük ve küçük tansiyonlar 120 ve 80 mmhg.dir.Yorulma ya de heyecan sonucu her iki kan basıncı da yükselir, ancak yorgunluk veya heyecan ortadan kalktığında tansiyon normal düzeye iner.

    Kan basıncı ( tansiyon ) insan vücudunda normal koşullar altında belli bir değerdedir ve kolayca değişmez. Bununla birlikte, dokuların kan gereksinimine göre devir daim oranı değişebilir. Fiziki egzersiz sırasında kalbin pompaladığı kan hacmi, istirahat durumunun birkaç katı olabilir. Bu gerekli değişim, kas hücrelerine giden O2' nin artması ve onlarda oluşmuş CO2' nin atılmasıyla ilgilidir. Bu durum sadece kalp vuruşunun artmasıyla değil aynı zamanda, her bir vurudan önce kalbe dolan kan hacminin artışıyla da orantılıdır. kalp vurularının, arterlerde oluşturduğu dalgalanmalar da nabzı oluşturur. Normal nabız hızı, yaklaşık olarak dakikada 60 vurudur. fazla çalışma durumlarında bu 150 ye çıkabilir. İstirahat durumunda, dakikada 5 litre kan devir daim eder, buna kardiak output denir, genel olarak görülmeyen aşırı çalışma durumlarında bu dakikada 20 litreye dek çıkabilir.

Kan basıncı mutlaka belirli limitlerde kalmalıdır. bunun düşük olması, dokuların hayatiyetini sürdürecek kapasitede kanın onlara ulaşmamasına neden olabilir. Kan basıncının yüksek olması, bazı ince damarlarda yırtılmalara yol açabilir. Kan basıncı, kalbin pompaladığı kan miktarıyla birlikte, damar direncine de bağlıdır. Her iki etmen de, sinir sisteminin denetimi altındadır. Bu denetlemede, kalp hızının artması ya da azalması, arterlerin kas tabakalarındaki kasılma ve genişlemeleri sonucu onların çaplarını değiştirmeleri yoluyla ayarlanır. Bu kontroller, daha ziyade, basınca hassas reseptörlerle (almaçlar) sağlanır, bunlarda karotis sinüsleri ve aortik preseptörlerdir.

    Kan devri oranı ; insan vücudunun her 450 gramına karşılık ortalama 40 cc. kan vardır. Belirli bir zaman dilimi içinde kalpten pompalanan kanın miktarı ise vücudun o zaman diliminde sarf ettiği fiziksel eforla doğru orantılı olarak artar veya azalır. İnsan kalbi bir günde ortalama 7.200 litre kan pompalar.

    Anormal Kan Basıncı :

  Kan Basıncının otonomik kontrolü stresle altüst olabilir. Böyle durumlarda O2 eksikliği, baş ağrısı, halsizlik bulantı ve bilinç kaybına yol açabilir.

    Fiziksel veya fizyolojik etkilerle kan basıncı bazen beyini yeterince besleyemeyecek düzeye düşebilir. Bu durum baş dönmesi ve bayılmalara neden olabilir. But durumda hasta bilincini yitirip yere düşer. Yerde yattığı sürede ise, kan basıncı düşük de olsa, beyine kan gitmeye başlayacak ve baygın kişi yavaş yavaş kendine gelecektir.

    Şok olayı da kan basıncında anormal değişikliklere yol açan bir durumdur. Şok, yaralanma, kanama, yanık, kusma, aşırı ishal, fistül v.s gibi durumlarda, şiddetli zedelenmelerde, kan veya plazma kaybı ile ortaya çıkan bir durumdur. Böyle koşullar altında, kan basıncı denetim, altına alınamaz ve ciddi doku hipoksisi gelişir. (O2 düşmesine bağlı) Şok tablosu tanımlanıp, tedavi edilmediği sürece ölümle sonuçlanabilir. Şoktan sadece beyin değil vücudun tüm organ ve dokuları etkilenir. Şokun en tehlikeli olanı ise kan kaybının dışarıdan gözlenmemesi halidir. İç kanamalı olan bir hasta, genelde basit bir baygınlık geçiren bir kişi görünümündedir.

    SOLUNUM SİSTEMİ :


Solunum, sistemi , nefes alma, akciğerlerde O2 alışverişi, O2' nin tüm vücut dokularına taşınması ve atık gazların dışarı atılması işlemlerini içerir.

    Soluk almayı sağlayan organlar ağız, burun, nefes borusu, akciğerler, göğüs kafesi ve diyaframdır.

    Solunum Aygıtı : 

Göğüs kafesi ve diyaframın ortak hareketleri sonucunda akciğerlerin hacimleri büyür veya küçülür ve akciğerlere hava dolar. Bu işlem soluma olarak adlandırılır.

    Akciğerler dıştan göğüs kafesi ve alttan da diyaframla çevrilmişlerdir. Plevre adı verilen bir zar her iki akciğeri de sarar. Bu zar, sadece sarma ve koruma  fonksiyonu değil, aynı zamanda içerdiği sıvı sayesinde akciğerlerin rahatça daralıp, gevşemesini sağlar.


     Bununla birlikte, eğer akciğerlerin yüzeyi bir kaza sonucu yırtılırsa, akciğerler içinde ani basınç artışı oluşacaktır, veya bazı dış etkenler sonucu göğüs duvarı yırtılırsa, hava buradaki zarlar arasında ve göğüs duvarında birikecektir. Bu durum pnomotoraks olarak bilinir ve dalış hastalıklarında da görülecektir.

    Solunum Olayları : 

Bu bölümde solunum yöntemi ve solunum sırasında görülen, solunumun diğer yönleri görülecek, tanımlanacak ve dalgıçlarda önemli olan noktalar verilecektir. Bir insan kendisini zorlayarak akciğerlerindeki tüm havayı boşaltmaya çalışsa da 1-1,5  litre hava daima kalır.

    Solunum Saykılı :

Tam anlamıyla bir soluma olayı; bir insprasyon ( soluk almayı ) izleyen bir eksprasyondur (soluk verme), ikisi arasındaki hareketlilik her an gözlenebilir.

    Solunum Oranı :

 Bu bir dakikadaki komple solunum saykılı adetidir. Normal bir erişkinde dakikada 10-20 arasındadır. Bu normal olarak çalışma esnasında artabilir.


    Vital (Yaşamsal) Kapasite : 

Akciğerlerdeki atılması olası olmayan birikinti ( rezidüel ) havanın çıkmasından sonra kalan kapasitedir. Yaklaşık 4 veya 5 litredir.

    Tidal Volume ( gel-git hacmi ) : 

Bu hacim, normal solunum saykılında havanın taşınması ve dışarı verilmesi şeklindedir. Tidal volume fizik egzersizi sırasında artabilir. Tabii durumlarda bu vital kapasiteyi geçemez.

    Dalgıçların bilmesi gereken birkaç solunum birimi vardır ;

    Normal Devre Hacmi  : 

Bir kez nefes alıp vermede kullanılan havanın miktarıdır. Bu miktar 0,5 litre ile 2 litre arasında değişir.

    Maksimum Akciğer Kapasitesi  : 

Bir nefes alıp vermede akciğerlere girebilecek maksimum hava miktarıdır. Bu miktar 4-5 litre kadardır.

    Dakikadaki Solunum Hacmi  : 

Bir dakikada solunan havanın hacmidir. 

Nefes Alma Rezerve Hacmi  : 

 Normal devre hacmiyle maksimum akciğer kapasitesi arasındaki farktır.

    Solunum Ölü Bölgesi  : 

Gaz alışverişi için alveollere ulaşamayan havanın bulunduğu bölümlerdir. Örneğin ağızda veya nefes borusunda kalan hava ölü bölgededir. Normal devre hacminin 1/3’ i solunum ölü bölgesindeki havadan oluşur.

 
Solunum İşlemi :
 

Hava akciğerlerimize alındığında karışım halinde bir gazdır. Solunan, hava akciğerlere girdiğinde alveol zarlarıyla temas eder. Alveol zarları, kılcal kan damarlarıyla hava arasında çok ince bir katman oluşturur. Kısmi basıncı yüksek olan O2 kana karışır. Aynı zamanda, kandaki CO2' nin kısmi basıncı akciğerdeki havada bulunan CO2' nin kısmi basıncından çok daha yüksek olduğundan, kandaki CO2 akciğerlere hızla geçer.

    Nefes Almanın Kontrol Edilmesi : Soluk alma sayısını ve oranını, kandaki CO2 oranına duyarlı olan, beyindeki soluk alma merkezi düzenler. Vücutta bulunan bir başka sistem de (periferal kemoreseptörler) kimyasal almaçlar akciğerlerden çıkan kandaki O2 ve CO2 oranını kontrol eder. Eğer, parsiyel (bölümsel) basınç çok yükselirse, solunum merkezi, yeniden normal solunum düzeyi restore edilinceye dek solunum artacaktır. Bu mekanizma solunumu, gündelik koşullarda denetim altında tutar. Ancak, kemoreseptörler oksijen oranı çok tehlikeli düzeye düşmedikçe beyni uyarmaz.

    Soluma oranına etki eden faktörler arasında ısı, hareket, heyecan, korku gibi esnosyonal faktörlerde sayılabilir.

    Solumanın kontrolü, beyindeki solunum merkezleri kandaki CO2 miktarına karşı duyarlıdırlar ve soluk alma hacim ve miktarını  bu şekilde düzenler. Çevresel kemoreseptörler denilen bir başka merkezde akciğerlerden çıkan kandaki O2 ve CO2 miktarlarını  düzenler.
   

 

Up Nefes Tutma Barotravma