|
|
Sualtı
Fiziğine Giriş : Sudan
oluşmuş dünyamızın derinliklerinin araştırılmasının
verdiği zevk ve heyecanı karşılayabilecek çok az aktivite
vardır. Güneş
sisteminde belki de tüm evrende sahip olduğu sıvı halde su
miktarıyla bir eşi daha olmayan gezegenimizin derinlikleri aslında
kısa bir geçmişte yapılan çok yoğun çalışmalara
rağmen henüz yeterince anlaşılamamış ve daha
bilinmeyen pek çok gerçeği saklamaktadır. Dış uzayı
keşfeden insan aklı derinliklerin sırlarını çözmek için
yeni yöntem ve bilgiler üretmektedir. Ancak daha önce de belirtildiği
gibi karada yaşamak üzere programlanmış organizmasıyla
insanoğlu, değişik ortamlarda yaşayabilme yeteneğini
geliştirme çabasında zamanın önüne geçebilmek için evrimleşmesini
beklemeyip yeni çevresinden gelebilecek zararları önleyici izolasyonlarla
bu çevrelerde duyularını işler halde tutmayı tercih etmiştir. Suyun
altına giren insan, kendi alışık olduğu çevresine göre
aynı doğal temele dayansa da farklı çalışan fizik ve
kimya kurallarıyla baş etmek bunun için de onları çok daha iyi
anlamak ve ahenk kurmak zorunda kalmıştır. Sualtının
verdiği heyecana uyum sağlamakta zorluk çeken dalgıç, değişen
basınç ve solunum alışkanlıkları, farklı yaşam
formları nedeniyle girdiği bu fenomenden tecrübesi ve doğal dünya
hakkındaki bilgisinin artmasıyla kurtularak, orasını
kendinden bir ortammış gibi kabul etmeye başlar. Dayanılmaz
güzellikleri ve çekiciliği ile sualtı ortamına karasal vücudumuzla
en iyi uyumu sağlayabilmemiz onu yöneten doğal kanunları
bilmemiz ve bu kanunların sabitliğine inanmamızla mümkündür.
Bu bölümde iç uzayın temelinin anlaşılması için dalışın
fiziği ve kimyası tartışılacaktır. Ne yazık
ki fizik ve kimya terimleri insanlar üzerinde gereğinden fazla korku
yaratmaktadır. Bilim adamlarının kendi aralarında
matematiksel ifadeleri ve formülleri bir oyuncak gibi kullanmaları ve
bilimsel dille konuşmaları insanların fizik ve kimyadan korkmalarının
en büyük nedenidir. Bütün bunların sonucu olarak temelde bunlar çok
basit olmasına rağmen basit olabileceklerini görmek zordur. Bu yüzden
genellikle bu kurallar bu olguları çok iyi bilenler tarafından
pratikte rahatlıkla kullanılabilirler. İlerdeki bölümlerde görülebileceği
gibi fizik ve kimya hakkındaki genel fikirler yanlış anlaşılmaktadır.
Basit anlamda kimya, maddenin kompozisyonunu, yapısını ve özelliklerini,
fizik ise madde ve enerjinin davranışlarını inceler. Biraz
mantık biraz matematiksel bilgi biraz kapasite herkesin fiziksel kanunları
ve kimyasal yöntemleri anlamasını sağlayabilir ve bu kurallar
genel anlamda dünyayı ve özellikle su altını yönetir. BU
BÖLÜMDE GÖRECEKLERİNİZ
Atom
nelerden oluşmuştur? Yapısı neye benzer? Maddeler nasıl
bir araya gelmiştir? Hangi faktörler maddenin katı, sıvı
yada gaz olacağına karar verir? Enerji nedir? Bu bölümde ayrıca
bilim adamlarının iletişim için kullandıkları dili
basitleştirmek için metrik sistemden de kısaca bahsedilecektir. Sonra,
dalgıçların özel ilgi alanları olan suya göz atılacak ve
suyun yapısı, kendine has özellikleri açıklanacaktır. Eğer
su polar bir molekül olmasaydı ver yüzünde hayat nasıl varolacaktı,
sorusu bu alt bölümler içinde açıklanacaktır. Diğer açıklanmaya
çalışılan sorular ise şunlardır: Sıcaklık ve su arasındaki özel ilişki nedir? Buz niçin batmıyor da yüzüyor? Niçin su bazen mavi bazen yeşil yada diğer renklerde görünüyor? Neden su altında ses 30 kilometreden daha uzak mesafelerden bile duyulabiliyor? Bir maddenin yüzerliliğini yerçekimi nasıl etkiliyor? Gene bu bölümde maddelerin basınçları ve bizi kuşatan doğal hava denizinin üzerimizdeki etkileri incelenecektir. 30 metre derinlikteki bir dalgıca ne kadar basınç etki ettiği ve bu basıncın niçin dalgıcı sıkıştırarak öldürmediği, içinde yaşadığımız atmosferi oluşturan gazların niteliği bu bölüm içerisinde incelenecektir ve şu sorulara cevap bulunacaktır; Niye
hava soluyan her türlü canlının yaşaması okyanuslarda büyük
miktarlarda bulunan planktonun elindedir? Niçin helyum solumak bizim garip bir
ses çıkarmamıza neden olur? Heliox nedir? Evrende en çok bulunan
element hangisidir? Bu bölüm içinde gazların davranışlarına göz atılacak, kinetik gaz teorisinin nasıl geliştiği ve bundan genel gaz kanunlarının nasıl oluştuğu ve bunlara bağlı olarak gazların basınç hacim ve sıcaklığının nasıl hesaplanabileceği tartışılacaktır. Klasik gaz kanunlarının dalışa nasıl uygulanacağı pratik örneklerle açıklanacaktır. Tartışmalar esnasında şu sorulara cevap bulunacaktır: Beş santimetre karelik bir kutuda her bir saniyede çarpışan molekül sayısı nedir ve bunun yanı sıra mol ne demektir? Eğer scuba tüpünün ısısı 15 santigrat derece değişirse basınçtaki değişim ne olur? Su üstünde solunması güvenli olan bir gaz karışımı su altında solunduğunda nasıl zehirli hale dönüşür? Gazlar sıvının içine hapsedilse de basınçlarını hala sürdürebilirler mi? Bunların hepsi bu bölümün ilerleyen kısımlarında açıklanacak. cevap bulunmaya çalışılacaktır. Umarız dalış fiziği ve kimyası hakkında tartışılan konular sizin için öğretici, anlaşılabilir ve eğlenceli olur. Aslında bu bölümün sonuna gelindiğinde bu konuların şaşırtıcı derecede basit olduğunu siz de anlayacaksınız. MADDE Tüm
evren maddeler tarafından oluşturulmuştur. Bu güne kadar bilim
adamları 100’ den fazla maddeyi adlandırmışlar ve basit
bir sınıflandırmaya sokmuşlardır. Bunların 90’
ı doğal elementlerdir, geri kalanlar ise laboratuarlarda elde edilmiştir.
En temel seviyede doğada bulunan ve bulunmayan tüm maddeler periyodik
cetveli oluşturur ve bunlar element olarak isimlendirilir. Bu tanımlamaya
göre elementler tek tip atomların birleşmesiyle meydana gelir ve
elementler kimyasal yöntemlerle atomlardan daha küçük parçalara ayrılamazlar.
(Buna rağmen elementler nükleer fizyon ve parçacık hareketi yoluyla
daha da küçük parçalara dönüşebilirler.) Su
iki elementin birleşmesinden meydana gelmiştir. 1-Oksijen, ve
2-Hidrojen. Kimyasal yöntemlerle su meydana geldiği iki elementine ayrılabilir
fakat kimyasal yöntemler elementleri daha fazla indirgeyemez. Elementler
atomlardan oluşur. Atom,
elementin bütün özelliklerini sergileyen en küçük parçasıdır.
Atomlar inanılmaz derecede küçüktür. 0 kadar küçüktürler ki eğer
atomlar sıra sıra dizilselerdi bir tek sayfanın kalınlığına
ulaşmak için milyonlarca atom gerekirdi. Atomlar küçüklük sırasına
göre üç parçacık içerir: Bunlar: (-) yüklü elektron, (+) yüklü
proton ve yüksüz nötrondur. Nötronlar ve protonlar atomun çekirdeğinde
yerleşmiştir. Protonlar çekirdeğin (±) yükünü oluşturur.
Çekirdeğin etrafında hareket eden (-) yüklü elektronlar orbital
bulut olarak isimlendirilirler. Bu iki zıt yükün birbiri ile etkileşimi
atom içinde olur Ek olarak, proton ve elektronların toplam sayısı
birbirine eşitse bu atoma noniyonize atom denir ve bu atom elektriksel
olarak yüksüzdür. Bu atomlara zaman zaman yerinde duramayan küçük toplar
denmesinin nedeni orbital yörüngedeki elektronların çok hızlı
hareket etmesindendir. Elektron
bulutunun çapı çekirdeğin çapından 100.000 kere daha büyüktür.
Karşılaştıracak olursak eğer hidrojen atomu 4 mil çapında
olursa çekirdek ancak bir beysbol topu büyüklüğünde olacaktır.
Ayrıca proton ve nötronun ağırlıkları bir elektronun ağırlığından
en az 2000 kere daha fazladır, bu nedenle atom ağırlığının
%99.9’ unu çekirdek oluşturur. Atomun içindeki parçacıkların
toplam kütlesi atomun atomik kütlesi olarak ifade edilir. Genel olarak çekirdek
içerisindeki proton sayısı elementlerin ayırt edici özelliğidir.
Bu proton sayısı atom numarası olarak adlandırılır. p=
proton sayısı=atom numarası
p-rn= kütle numarası Aynı
elementin bazı atomlarının nötron sayıları farklı
ama proton sayıları aynı olabilir. Böyle atomlara izotop atom
denir. (Ayrıca, İzobar= kütle numaraları eşit proton sayıları
farklı. Izoton= nötron sayıları eşit proton ve kütle
numaraları farklı elementleri gösterir.) Atomlar
birbirleri ile birleşerek molekülleri oluşturur. Farklı
elementlerden oluşan moleküller birleşerek bileşikleri oluşturur.
Molekül, bir element yada bileşiğin doğal özelliklerini gösteren
en küçük parçasıdır. Sıklıkla bileşikler oluştuğu
elementlerin özelliklerinden tamamen farklı özellikler gösterir. Su, bu
düşünce için mükemmel bir örnektir. Suyun her iki komponenti de (oksijen
ve hidrojen) doğal ortamlarında son derece reaktiftirler. Fakat birleşip
suyu meydana getirdiklerinde tamamen yeni ve stabil bir madde oluştururlar.
Bu madde kesinlikle kendini oluşturan elementlerden farklı bir özelliğe
sahiptir. Bunu da, oda sıcaklığında oksijen ve hidrojenin
gaz, suyun ise sıvı olması kanıtlar. Atomlar
oluşturdukları moleküllerde birbirlerine bir uçtan bir uca bağlarla
bağlanırlar. Bu bağlara kimyasal bağlar denir ve bu bağlarla
olan biçimlenme kimyasal reaksiyon olarak adlandırılır. Sadece
atomik yapıları birbirleriyle uygun atomlar birbirleri ile bağ
yapabilirler. Bu uyum ise atomların elektron düzenlenmesine bağlıdır.
Elektronlar çekirdeğin çevresinde birbirlerinden bağımsız
olarak dolaşırlar ve bunlar orbitleri veya yörüngeleri oluştururlar.
Her bir yörünge belli sayıda elektron içerir. Atomun ne kadar reaktif
olduğunu son yörüngesindeki elektron sayısı belirler. Eğer
atomun son yörüngesi dolu ise başka atomla birleşemez. Bu atoma
stabil atom denir. Örneğin helyum ve neon gibi son derece stabil atomları
olan gazlar soy gazları oluştururlar ve bunlar zaman zaman dalışta
kullanılır. Diğer atomlar bağ yapmak için çok isteklidir.
Fakat sadece bazı belli elementlerle bağ yapabilirler. Bu atomların
bağ yapmalarının amacı son yörüngelerini tamamlamak içindir.
Bu olay iyonik ve kovalent bağlarla sağlanır. Örneğin
kullandığımız sofra tuzu, NaCl’deki bağ iyonik bağdır.
Bu örnekte Na atomunun 11 elektronu vardır, son yörüngesinde ise 1
elektronu vardır. Cl atomunda ise son yörüngede 7 elektron vardır.
Yani her iki atom son yörüngelerini stabil hale getirmeye çalışır.
Bunun için Na son yörüngesindeki elektronu verir ve proton sayıları
elektron sayılarından fazla olduğu için (±) yüklenir. Cl ise
son yörüngesini S’e tamamlamak için Na’un verdiği elektronu alır
ve stabil hale geçer. Yani Cl’un elektron sayısı proton sayısından
fazla olur. Bu da Cl’un (-) yüklenmesi demektir. İşte bu şekillenme
iyonik bağ ile sağlanır. Bazı atomlar son yörüngelerini
tamamlamak için ne elektron alır ne MADDENİN
HALLERİ Elementler
ve bileşikler 3 halden birinde olabilirler. 1-Katı 2-Sıvı
3-Gaz. Örnek olarak su oda sıcaklığında sıvı
halde bulunur. Uygun ortamlarda katı ve gaz hallerinde bulunur. Maddenin içinde
bulunduğu hal, o maddeyi oluşturan moleküllerin göreceli olarak yakınlık
veya uzaklığına ve göreceli olarak sıkılığına
bağlıdır. Tipik olarak molekülü etkileyen en önemli faktör sıcaklıktır.
(Basınç da önemlidir ancak çoğu olayda daha az öneme sahiptir.) Maddedeki
moleküller düzenli şekilde sıraya dizilmiş ve yerleşmiş
ise bu madde katıdır. Maddeyi ısıtırsak moleküller düzenli
yerleşik pozisyonlarını kayarak kaybederler ve sıvı
hale dönüşürler. Sonunda eğer sıcaklık daha da yükselirse
moleküller daha da fazla parçalanırlar ve tamamen maddenin yüzeyinden
ayrılarak gaz haline geçerler. Sıcaklık gerçekte bir maddenin
aktivite miktarının Katılar
ve sıvılar sıkıştırılamaz. Bununla beraber
gazlar fazlaca sıkıştırılabilen maddelerdir. Normal
atmosfer basıncında, oda sıcaklığında herhangi bir
zamanda bir kutunun toplam hacminin binde birini molekülün gaz hali doldurur.
Bu açıklıyor ki gaz halindeki maddenin sıkışma
derecesi çok fazladır. ENERJİ İş
yapabilme kapasitesi enerji olarak tanımlanır. Bu yüzden enerji ve iş
kavramları yakından ilişkilidir. İş uzaklıkla
uygulanan güç arasındaki ilişkidir. İş, yol boyunca
uygulanan güçtür. Enerji,
(nükleer reaksiyonlar dışında) yoktan yaratılamaz veya yok
edilemez. Fakat 5 temel forma dönüştürülebilir; Isı,
ışık, elektrik, kimyasal, mekanik enerji. Isı enerjisi: Önceden söz edildiği gibi maddeleri meydana getiren moleküllerin hareketi sonucu oluşur. Fazla hareket daha fazla ısı enerjisi oluşumuna neden olur. Işık enerjisi: Elektromanyetik
radyasyonun bir enerji şeklidir. En iyi örnek güneştir. Güneş
bitkilerdeki fotosentez olayı için enerji sağlar. Elektrik enerjisi: (-)
Yüklü elektronlar ile (+) yüklü protonların karşılıklı
etkileşimi sonucu meydana gelir. En iyi potansiyel elektrik enerjisi örneği
pillerdir. Kimyasal
enerji: Maddelerdeki moleküllerin düzenlenmesine bağlı ortaya çıkan
bir enerjidir. En iyi örnek benzindir. Yandığı zaman kimyasal
reaksiyon sonucu benzinden enerji salınır. Mekanik
enerji: Hareket sonucu oluşan enerjidir. Maddelerin durumuna ve pozisyonuna
bağlıdır. Potansiyel enerji: Cisimlerin
konumu ya da şekil değişikliğine bağlı olarak
sahip oldukları enerjiye denir. Cismin yer değiştirme
hareketinden dolayı sahip olduğu enerjiye kinetik enerji denir.
Mekanik enerjinin her iki formu da görülebilir.
ÖLÇÜ
BİRİMLERİ : Metrik ve İngiliz Sistemleri : Kuvvet,
uzunluk ve zaman ölçümünde iki ayrı sistem kullanılmaktadır.
İngiliz ve Metrik sistem. Bu gün İngiliz sistemi yalnızca A.B.D.’
nde kullanılmaktadır. Bu sistemin birimleri paund, feet ve saniyedir.
Tüm Avrupa uluslarınca kullanılan metrik sistemin birimleri ise metre,
kilogram ve saniyedir. METRİK
SİSTEM Fizik
ve kimya dilinin anlaşılmasının yolu hesaplama ve ölçmede
kullanılan yöntemlerin anlaşılmasına bağlıdır.
Bu sistem metrik sistem olarak bilinir. Tüm dünyada klasik olarak bu sisteme
ölçme sistemi denir. Bilimsel uygulamalarda metrik sistem İngiliz
sisteminden daha kolaydır. Bir birimi diğer birime çevirirken hata
yapılmaması gerekir. Metrik sistemin anlaşılmasının
anahtarı ön eklerinin anlamlarının iyi bilinmesine bağlıdır.
Bunlar aşağıdaki gibidir: Kilo
1000 Mili=
1/1000 Santim
1/100 Desi 1/10 Uzunluk
ölçülerinde ise temel birim metredir.1m= 39.3 7 inch ‘e eşittir. Daha
küçük birimler desimetre (1/10m), santimetre (1/100m) ve milimetre (1/1000m)
‘dir. Daha uzun uzunluklar için kilometre birimi kullanılır.
1 km= 1000m ‘dir veya 1.6km = 1
mil’dir. Alan birimleri ise metre kare ile ölçülür. Örneğin 10cm ve
50cm kenarları olan bir dikdörtgenin alanı 500 cm kare veya
diğer bir deyişle 0.05 m2. Hacim
ölçümleri ise metre3 yapılır ve 1000cm3
metrik sistemde 1 litreye eşittir. Örneğin boyutları 10cm 20cm
30cm olan bir kutunun hacmi 6000 cm3 veya 6 litredir. Maddelerin
kütle ölçümü ise gram la gösterilir. 1gr, 1cm3 (cc) saf suyun kütlesine
eşittir. 1kg ise 1000gr a eşittir. Bu yüzden 1kg, 1 litre suyun kütlesine
(1000cc ye) eşittir. Daha küçük ağırlık ölçüleri ise
desigram(1/10 gr), santigram(1/100 gr) ve miligram(1/100 gr) şeklindedir.
Diğer bir deyişle: 1
kg ;1 000gr= 1 000. 000 miligram 1
gr= 0,001 kg = 1000 miligram Dalgıçlar
gaz basınçlarını ölçmek için metrik sistemi kullanırlar.
Tipik olarak basınç bu terimlerle kg/cm2 olarak ifade edilir.
Fakat mmHg olarak gösterimleri de kullanılır. Metrik sistemde 760
mmHg 1 atmosferdir ve bu da 1 bar şeklinde ifade edilir. Sıcaklık
ölçümlerinde metrik sistem çoğunlukla Celcius sistemi kullanılır.
Celcius sisteminde Suyun
donma noktası 0 olarak kabul edilir, bu değer Fahrenheit sisteminde 32
F’a eşittir. Suyun
kaynama noktası ise Celcius sisteminde 100 C dereceye. Fahrenheit
sisteminde ise 212 F’ a eşittir Bir sistemi diğer sisteme çevirmek
için aşağıdaki eşitliklerden yararlanılabilir. C=
5/9 x (F-32)
F=(9/5xC) + 32 Sıcaklık
ifadesinde zaman zaman mutlak sıfır terimi kullanılır.
Kelvin, Celcius, Fahrenheit birbirlerine çevrilebilir. Bu çevirin/er bilimsel
hesap/ama/arda kullanılır.
Okunan C derecesini Kelvin
‘e çevirmek için 273 eklenir. Yani 0 C = 273 K dir.
Fahrenheit’ı Renkin’e çevirmek
için okunan F’a 460 eklenir. Su aslında çok basit kimyasal bir yapı içerir. Daha önceden de belirtildiği gibi iki hidrojen atomu ile bir oksijen atomunun birleşmesinden oluşur. Oksijen atomu hidrojenlerin elektronlarını ortak kullanma eğilimindedir ve oksijen atomu hidrojenin elektronlarını kendi çekirdeğine doğru çeker. Bu oksijende önemsiz bir (-) yüklenmeye ve hidrojende ise önemsiz bir (±) yüklenmeye neden olur. Bu düzenlenme sonucunda, su polar bir yapıya kavuşur böylece her bir su molekülü diğer su molekülleri ile etkileşir. Bundan dolayı su iki farklı bağ karakteristiğine sahiptir. Atomlar kovalent bağlarla kimyasal olarak bir arada tutulduğu halde moleküller daha uzaktaki moleküllerle daha zayıf bir elektriksel bağ olan hidrojen bağı ile bir arada tutulurlar. Molekülün polaritesi sonucu meydana gelen bu zayıf hidrojen bağları su molekülünün kendine has özelliklerini verir. Örneğin, polarite olmasaydı su molekülleri birbirlerinden ayrılma eğiliminde olurlardı. (Aynen diğer ufak molekül ağırlığına sahip maddelerde olduğu gibi). Eğer bu doğru olsaydı dünya ne kadar farklı olurdu. Şanslıyız ki su eşsiz bir maddedir. |